Komşuları Nasreddin Hoca’nın damdan düştüğünü duyarlar. “Gidelim de bir geçmiş olsun.” diyelim diye kararlaştırırlar.
“- Hayırdır Hocam, bu ne hal?”
“- İnşallah fazla bir şey yoktur!”
“- Ağrın sızın var mı?”
Sorular uzadıkça Hoca’nın da canı sıkılmaya başlar. Yapacağı tek şey vardır, hepsini birden susturmak:
“- Efendiler sizin içinizde damdan düşen var mı? Benim halimden ancak o anlar!”
Kaynak: Saim Sakaoğlu, Nasreddin Hoca Fıkralarından Seçmeler, Ankara: Akçağ Yayınları, 2006, s. 63
Damdan Düşen
Kiremit aktarmak için,
Bir gün hoca çıktı dama.
Kızıyordu için için:
“Hiç rahat yoktur adama,
Yağmur yağar damlar akar
Bu iş yine bana bakar…”
Kiremitler yosun tutmuş,
Kızak gibi kayıyordu.
Hoca kendini unutmuş;
Dertlerini sayıyordu:
“Sabah akşam didin, uğraş,
Yiyem diye bir sıcak aş!”
Homurdanıp söylenirken,
Nasılsa, ayağı kaydı;
‘Aman yetişin!’ demeden
Hep kiremitleri saydı.
Bir, iki, üç… Hoca yerde!
Kalkamadı, bakın derde…
Neyse, komşular yetişti.
Kaldırdılar Nasreddin’i;
Hoca’nın bacağı şişti,
Derdi, duysa dam adını:
“Düşmeyene tuhaf gelir!
Damdan düşen halden bilir.”
(Köprülüzade Mehmed Fuad)
Kaynak: Saim Sakaoğlu, Nasreddin Hoca Fıkralarından Seçmeler, Ankara: Akçağ Yayınları, 2006, s. 64
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder