31 Ocak 2011 Pazartesi

Yanlış teşhise binaen ümidi kesmenin yanlışlığı

Bir adam çok ağır bir hastalıktan yatıyor ve ölümünün yakın olduğunu hissediyormuş. Korku içindeki karısı kasabanın doktorunu çağırmış. Doktor hastayı çok iyi muayene etmiş; yarım saatten fazla dinlemiş, nabzını ölçmüş, başını hastanın göğsüne dayamış, onu önce yüz üstü, daha sonra yan yatırmış, bacağını, bedenini kaldırmış, gözlerini açmış, ağzına bakmış ve çok emin bir şekilde kadına şöyle söylemiş: “Ne yazık ki haberler kötü! Kocan iki gündür ölü.” O an, hasta adam başını şaşkınlık içinde kaldırmış ve kaygılı bir şekilde mırıldanmış "Hayır canım, ben hala yaşıyorum.” Kadın hemen kocasının kafasına bir yumruk indirmiş ve öfkeli bir şekilde, “Kes sesini, doktor bir uzman, ondan daha iyi mi bileceksin?” demiş.”

Nossrat Peseschkian, Doğu Hikayeleriyle Psikoterapi, Beyaz Yayınları, 1998, s. 90

Üzüntüyü paylaşmak, Korkuların üstesinden gelebilmek

Kıpır kıpır olan ve belki yüz kere bir yanından öbür yanına dönen kocasına kadın şöyle söyler: “Haydi uyu, yarın Allah’ın yeni bir günü, sen böyle huzursuzken, ben de uyuyamıyorum.” Kocası cevap verir: “ Ah hanım, sende bende ki sorunlar olsaydı. Birkaç ay önce bir kağıt imzaladım ve yarın söz verdiğim paranın ödenmesi gerekiyor. Ben bir zavallıyım! Biliyorsun ki hiç param yok ve yine biliyorsun ki borçlu olduğum komşu, konu para olunca bir akrepten daha zehirli olabilir. Durum böyleyken nasıl uyuyayım? Ve bu arada hala dönüp durmaktadır. Karısının sakinleştirme ve uyumasına yardım etme çabalarının hiçbiri sonuç vermez. Kadın, “Yarına kadar bekle; yarın her şey farklı olabilir, belki para bulabiliriz,” diyerek onu yatıştırmaya çalışır. Adam ise, “Hiçbir şey fayda etmez, her şeyimi kaybettim,” diye inler. Sonunda karısının sabrı taşar. Dama çıkar ve komşuya seslenir: “Biliyorsun, kocamın sana yarın ödemesi gereken borcu var. Sana bilmediğin bir şeyi söylemek istiyorum. Kocam yarın borcunu ödeyemeyecek.” Kadın gelecek cevabı beklemeden yatak odasına koşar ve “Eğer ben uyuyamıyorsam, komşum da uyuyamamalı,” der. Kadın, kocası yorgan başına çekip kaygı içinde dişleri birbirine vururken, tam bir meydan okuma havasında yatağa girer. Bir süre sonra karı kocanın nefeslerinden başka bir şeyin duyulmadığı bir sessizlik hakim olur.

Nossrat Peseschkian, Doğu Hikayeleriyle Psikoterapi, Beyaz Yayınları, 1998, s. 82-83

Eğitimciye teslimiyet


Bir gün İbn Sina’ya çok saygı duyan bir öğrencisi yaklaşmış ve şöyle söylemiş: “Büyük usta, sen zamanımızın en bilgili insanlarından daha akıllısın. Sen bir felsefeci, fizikçi, şair ve astrologsun. Günümüz bilimi için gerekli olandan daha fazlasını biliyorsun. Neden peygamberliğini ilan etmiyorsun? Eminim, binlerce insan seni ve senin sözlerini dinler. Görüyorsun, Hz. Muhammed sadece bir deve sürücüsüydü, bilim deneyimi yoktu, ama sözleri milyonların kulağına ulaştı.”
İbn Sina, “Zamanı gelince bunun nedenini sana açıklayacağım, sadece sabırlı ol,” diye cevaplamış.
Bir sonraki kış, en yaşlı insanın bile hatırlayabildiğinden daha soğuk bir kış olmuş. İbn Sina hasta yatıyormuş. Aynı odada onu sorgulayan öğrencisi de varmış. Gece ateşten kuruyan İbn Sina bir yudum soğuk suya muhtaçmış. Oda arkadaşına, “Çok susuzum, bana dışarıdan bir bardak su getirir misin?” diye sormuş.
Buz gibi soğuk havada dışarı gitme düşüncesi öğrencinin battaniyesinin altına iyice girmesine neden olmuş ve şöyle cevap vermiş: “Hayır üstad, tüm doktorlar senin durumundaki insana soğuk suyun zehir olacağında hemfikir.”
İbn Sina’nın susuzluğu daha da artmış. Dili kurumuş bir şekilde seslenmiş: “Git bana biraz su getir. Benim hastalığım için soğuk su en iyi ilaçtır.”
Ne var ki ustasının isteğini yerine getirmek için dışarı çıkıp çeşmedeki buzu kırma düşüncesi öğrencinin tüylerini diken diken etmiş. Israrla soğuk sudan daha kötü bir şey olamayacağını iddia ediyormuş. Fakat ünlü hekim İbn Sina sadece soğuk suyun ızdırabını dindireceğinde ısrarlıymış. İki adam sonuçta tüm gece bunu tartışmışlar.
Sabaha karşı minarenin tepesinden, inananları peygamberin emrettiği gibi kendilerini temizlemeye, yönlerini Mekke’ye çevirmeye ve namaz kılmaya çağıran müezzin sesi duyulmuş. İbn Sina’nın öğrencisi battaniyesini bir tarafa atarak yataktan fırlamış ve odanın dışına çıkmış. Çeşmedeki buzu kırmış ve abdestini almış. Daha sonra seccade üzerinde sabah namazını kılmak, duasını okumak üzere eğilmiş.
Genç adam namazını bitirdikten sonra İbn Sina ona şöyle söylemiş: “Sevgili dostum, bana , niye peygamberliğimi ilan etmediğimi sormuştun, hatırlıyor musun? Bugün sana cevabını vermek istiyorum. Görüyorsun, sadece bir deve sürücüsü olan Hz. Muhammed, bizden üç yüz yıldan daha önce yaşamış, ama sözlerinin hala seni sıcak yatağından çıkartacak gücü ve kudreti var; senin soğuk su ile yıkanmanı ve soğuğa karşın dua etmeni sağlayan güce hala sahip. Beni üstadın olarak gördüğün halde bütün gece boyunca bir bardak su için sana yalvardım, ama tüm sözlerime etkisiz kaldı. İşte bu, bütün bilgeliğime karşın asla peygamberlik iddiasında olmama nedenlerimden biridir.”

Nossrat Peseschkian, Doğu Hikayeleriyle Psikoterapi, Beyaz Yayınları, 1998, s. 77-78

Bildiğiyle amel edenin nasihati etkili olur


Bir kadın, küçük oğluyla bilge Hz. Ali’ye gelmiş ve şöyle demiş: “ Oğlumun ciddi bir rahatsızlığı var. Sabahtan akşama kadar hurma yiyor. Ona hurma vermezsem, bağırıp çağırıyor. Ben ne yapacağım? Ne olur bana yardım et.” Hz. Ali çocuğa şefkatle bakmış ve şöyle demiş: “Benim iyi kalpli kadını, şimdi evine dön ve yarın aynı saatte gel.” Ertesi gün kadın ve oğlu tekrar Hz. Ali’nin önüne gelmişler.
Büyük usta çocuğu kucağına oturtmuş. Kendisiyle bir arkadaş gibi konuşmuş ve sonunda elindeki hurmaları alırken şöyle söylemiş: “ Evladım, daima ölçülü ol. Hayatta tadı güzel olan başka şeyler de var.” Bu sözlerle anne ve çocuğu göndermiş. Buna şaşıran kadın sormuş: “Büyük usta bunu niye dün söylemedin? Niye bu uzun yolculuğu yeniden yaptık?” Hz. Ali cevap vermiş: “Benim iyi kalpli kadınım, yeniden oğluna bugün söylediğimi aynı inandırıcılıkla söyleyemezdim. Çünkü benim de canım hurma istiyordu.”

Nossrat Peseschkian, Doğu Hikayeleriyle Psikoterapi, Beyaz Yayınları, 1998, s. 60-61

Uzmanlığın değeri


Çiftçinin traktörü bozulmuş. Diğer çiftçilerin ve arkadaşlarının tamir çabaları sonuç vermemiş. Sonunda tamir için bir usta çağırmaya karar vermiş. Usta gelmiş ve traktörünün motorunu kontrol etmiş, kontağı açmış, motor kapağını kaldırmış ve her şeyi dikkatlice kontrol etmiş. Kontrolünün sonunda eline bir çekiç almış ve motorun bir yerine vurmuş. Vurmasıyla birlikte motor sanki bozulmamış gibi yeniden çalışmaya başlamış. Fakat çiftçi, ustanın istediği parayı öğrenince çok öfkelenmiş ve “Ne, tüm yaptığın çekiçle bir defa vurmak. Bunun için mi elli tuman” istiyorsun?” demiş. Usta cevap vermiş: “Canım arkadaşım, bir tuman sadece çekiçle vuruşa istedim, nereye vurmam gerektiğini bilmem ise sana kırk dokuz tumana patlıyor.”

Nossrat Peseschkian, Doğu Hikayeleriyle Psikoterapi, Beyaz Yayınları, 1998, s. 12