14 Aralık 2010 Salı

Şiddetle değil sevgiyle disiplin

Sevgiyle Disiplin
Rüzgâr ve Güneş evrende hangisinin daha güçlü olduğunu tartışıyorlarmış. Rüzgâr kendisinin en büyük kuvvet olduğunu iddia ediyormuş. Tayfun hâline dönüştüğünde ağaçları söktüğünü, kasabaları yok ettiğini, isterse gemileri de batırabileceğini, onları okyanusun en dibine gönderebileceğini söylüyormuş. Yani en güçlü o imiş.
Güneş sessizce, “Belki de öylesindir” demiş.
Rüzgâr etrafına bakınmış ve “Şu karşı yolda yürüyen yaşlı adamı görüyor musun? Hadi, kimin daha güçlü olduğunu görelim. Şimdi onun paltosunu ve şapkasını uçuracağım. İzle!” demiş.
Güneş güldüğünü belli etmemeye çalışmış. Rüzgâr esmeye başlamış. O bunu yapar yapmaz da adam şapkasını çıkarıp eline almış. Rüzgâr artmış. Bunun üzerine adam paltosuna daha da sıkı sarılmış. Rüzgâr arttıkça adam paltosunu da şapkasını da daha sıkı kavramış. Rüzgâr on dakika boyunca sert bir biçimde esmeye devam etmiş. Sonra bundan vazgeçmiş.
Bunun üzerine Güneş, saklandığı bulutun arkasından çıkmış. Adam ısınmaya, gözlerini kısarak bakmaya başlamış. Güneş daha da ısıtmış. Beş dakika içinde adam öyle ısınmış ki paltosunu çıkarmış.”

Spencer Johnson. Bir Dakikalık Baba. çev. Meltem Erkmen. İstanbul: Epsilon yay., 1996, s. 78-79

13 Aralık 2010 Pazartesi

Dış dünyayı tefekkür eğitim (3/191) BOŞ

“Onlar ayakta dururken, otururken, yanları üzerindeyken (dâimâ) Allâh’ı zikrederler. Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin tefekkür ederler (ve şöyle derler): Rabbimiz! Sen bu (âlemi) boşuna yaratmadın, Sen’i tesbîh ederiz, bizi cehennem azâbından koru!” (Âl-i İmrân, 191)

12 Aralık 2010 Pazar

İlim için yolculuğa çıkmak ve öğrenme âdâbı

Hz. Peygamber’in ashâbına açıkladığı üzere: “Mûsâ, İsrâiloğullarına hitâp etmek üzere ayağa kalktı. Kendisine “En bilgin insân kimdir?” diye sorulduğunda: “En bilgin insân benim” diye cevap verdi. “En iyi bilen Allah’tır” demediği için Allah o’nu kınadı ve kendisinden daha bilgili olan Hz. Hızır’a talebe yaptı.”[1]


[1] 18/Kehf, 60-82; Buhârî, “İlim” 16, 44, “Enbiyâ” 27, “Tefsîr” Kehf sûresi; Müslim, “Fadâil” 170,71,74; İbn Kesîr, a.g.e., X, 5022-32; es-Sâbûnî, a.g.e., III, 457-59


“(Musa ve genç arkadaşı, iki denizin birleştiği yerde), kullarımızdan bir kul (olan Hızır’ı) buldular ki ona katımızdan bir rahmet vermiş ve tarafımızdan bir ilim öğretmiştik. Musa ona: “-Sana öğretilenden, bana, doğruyu bulmama yardım edecek bir bilgi öğretmen için sana tâbi olayım mı?” dedi. (Hızır) dedi ki: “-Doğrusu sen benimle beraberliğe sabredemezsin. (İç yüzünü) kavrayamadığın bir bilgiye nasıl sabredersin?” Musa: “İnşaallah”, dedi, “sen beni sabreder bulacaksın. Senin emrine de karşı gelmem.” (Hızır:) “-Eğer bana tâbi olursan, sana o konuda bilgi verinceye kadar hiçbir şey hakkında bana soru sorma!” dedi. Bunun üzerine yürüdüler. Nihayet gemiye bindikleri zaman o (Hızır) gemiyi deldi. Musa: “-Halkını boğmak için mi onu deldin? Gerçekten sen (ziyanı) büyük bir iş yaptın!” dedi. (Hızır:) “-Ben sana, benimle beraberliğe sabredemezsin, demedim mi?” dedi. Musa: “-Unuttuğum şeyden dolayı beni muaheze etme; işimde bana güçlük çıkarma”, dedi. Yine yürüdüler. Nihayet bir erkek çocuğa rastladıklarında (Hızır) hemen onu öldürdü. Musa dedi ki: “-Tertemiz bir canı, bir can karşılığı olmaksızın (kimseyi öldürmediği halde) katlettin ha! Gerçekten sen fena bir şey yaptın!” (Hızır:) “-Ben sana, benimle beraber (olacaklara) sabredemezsin, demedim mi?” dedi. Musa: “-Eğer”, dedi, “bundan sonra sana bir şey sorarsam artık benimle arkadaşlık etme. Doğrusu bu son özür dileyişim.”
Yine yürüdüler. Nihayet bir köy halkına varıp onlardan yiyecek istediler. Ancak köy halkı onları misafir etmekten kaçındılar. Derken orada yıkılmak üzere bulunan bir duvarla karşılaştılar. (Hızır) hemen o duvarı onardı. Musa: “-Dileseydin, elbet buna karşı bir ücret alırdın”, dedi. (Hızır) şöyle dedi: "-İşte bu, benimle senin aramızın ayrılmasıdır. Şimdi sana, sabredemediğin şeylerin içyüzünü haber vereceğim. Gemi var ya, o, denizde çalışan yoksul kimselerindi. Onu kusurlu kılmak istedim. (Çünkü) onların arkasında, her (sağlam) gemiyi gasp etmekte olan bir kral vardı. Erkek çocuğa gelince, onun ana-babası, mümin kimselerdi. Bunun için (çocuğun) onları azgınlık ve nankörlüğe boğmasından korktuk. Böylece istedik ki, Rableri onun yerine kendilerine, ondan daha temiz ve daha merhametlisini versin. Duvara gelince, şehirde iki yetim çocuğun idi; altında da onlara ait bir hazine vardı; babaları ise iyi bir kimse idi. Rabbin istedi ki o iki çocuk güçlü çağlarına erişsinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ben bunu da kendiliğimden yapmadım. İşte, hakkında sabredemediğin şeylerin iç yüzü budur." 
(18/Kehf, 65-82) 

Bilgi siyaseti

Kıbrıs kralı Nikokreon'un sofrasında Sokrates hiç konuşmadan oturur dururmuş. Neden böyle sessizce oturduğunu soracak olmuşlar. Şöyle demiş filozof:
"- Burası benim söyleyeceklerimin yeri değil, burada söylenmesi gerekenleri de ben bilmiyorum; o yüzden susuyorum."

Felsefe Diyarından Hikmet Yurduna Bilgelik Hikayeleri, haz. Cevdet Kılıç, İstanbul: İnsan Yay. 2008, s. 42

Ümit

Biri Thales'e sorar:
"- Sana göre dünyada biricik devamlı olan şey nedir?"
"- Ümit" diye cevap verir Thales, "zira bizi en son bırakan budur."
"- Peki öyleyse, en kolay olan şey nedir?" diye sorulunca,
"- Başkasına nasihat vermek" diye karşılık verir.

Felsefe Diyarından Hikmet Yurduna Bilgelik Hikayeleri, haz. Cevdet Kılıç, İstanbul: İnsan Yay. 2008, s. 16